Skip to: Site menu | Main content

MEHMET BÜYÜKÇELİK

İLETİŞİM

buyukcelikmehmet@gmail.com

ÖZGEÇMİŞ

      6 Kasım 1949’da (Kayseri) İncesu'da doğdu. Çocukluğu İncesu’da geçti. Öğretmen dedesinin yanında yetişti. Çocukluğunda dayısının kitaplığında şairleri ve şiiri keşfetti. Tüm öğrenciliği süresince duvar gazeteleri düzenledi. Oyuncağını kendisi yapanlar kuşağından.

     Hava Kuvvetleri’ndeki meslek içi eğitim denetimi görevinden 1993’de emekli oldu.

     İzmir’de yaşıyor.

     Çeşitli kültür ve sanat etkinliklerinde bulundu. Akçağ Sanat Dergisi  (1972) temsilciliği, vitrin şiir sergileri, anadil sözlük derlemesi ve arkadaş gurubuyla tiyatro çalışmaları yaptı. 

     2006’dan bu yana  “Şiir Atölyesi” çalışmalarına katılıyor.

     Şiir ve yazıları önce okul duvar gazetelerinde, Hürriyet (1970), İncesu Gazete ve Yıllığında, D. Ekin, Şiiristan, Cep Sanat, Mavi Ada, Olympos, Silgi, Temren, Dize, Güncel Sanat, Kasaba Sanat, Çinikitap ve İmece dergilerinde; desen, yazı ve şiirleri Akçağ dergisinde yayınlandı .

     Birçok edebiyat sitesinde yazı, şiir ve yorumları bulunuyor.
     Yeni Akım Şairler Derneği ve İzmir Şiir Kitaplığı kurucu üyesidir.
     Anadolu Basın Yayın Birliği Derneği İzmir yönetiminde bulundu.
     İki yıl Karşıyaka Belediyesinin Şiiristan Dergisini hazırladı.
     Silgi Şiir Dergisi sahibi ve yönetmeni.
     Yürekte Kalan (Şiir) kitabı Haziran 2013’te;
     Geç Bunları (Şiir) kitabı Mayıs 2016’da yayımlandı.

 

NEDEN ŞİİR YAZIYOR

-- Sürekli yeniyi yaratma güdüsünün sözle ifadesi olduğundan…
-- Keşfedebildiği sözel estetiği paylaşma isteğinden…
-- Şiirin gücüne sarılarak geleceğin kurulmasına düşünsel katkı için…
-- İyi bir dünya için, muhalif horozlanmanın iyi ilaç olduğuna inandığından…
-- Halkın yabancılaştığı şiirin, dar sokaklardan geniş bulvarlara taşınması için…
-- Toplumun acı homurtusunu şiire yüklemek için…

 

KİTAP TANITIMI

AMACIMIZ AŞK
ŞİİR YOKSA ÜŞÜYEN ŞAİR; VEYSEL ÇOLAK

     Amacımız Aşk, Şair Veysel Çolak’ın 16. Şiir kitabı. Tüm yaşamını şiire veren ve onunla ısınan çağdaş bir şair Veysel Çolak.  Şiirle dostluğu neredeyse yarım asrı bulmuş. İzmir’de on bir yıldır birikimini halkla paylaşan, şiir atölyesi eğitmeni. Deneme, inceleme, makale, çocuk kitabı, roman ve daha çok şiir; ardından sayısız ödül…
     Karadeniz’in uzak bir köyünden şiirle yürüyüp bugüne gelen, düşünce üreterek çağına yakışan bir insan.
     Hayatın bir aşk olduğunu ve insan yaşamında ne anlama geldiğini betimlediği kitabı AMACIMIZ AŞK, aşkın “her şey” olduğunun bir belgesi gibi…
     Kitapta yer alan şiirler 2008-2009 yıllarına ait.  Aşk ve şiirin ele avuca sığmaz, bir türlü tanımlanamaz ortaklığı hemen öne çıkıyor. “ Kısa, ama anlam dolu: aşk” diyor kitabının girişinde. Şiirle buluştuğunuzda salt bir aşk şiiri olmadığını, tüm hayatı içerdiğini, insanın kavgasını ve yücelişini görüyorsunuz. Veysel Çolak, bir şiirde tüm yaşamı önünüze seren çok izlekli olmayı elden bırakmıyor.
       “arayan benim, aranan olduğum kadar / ayıkla, bul, çıkart yaşatacak olanı / bir kavgası olmalı bu bedensel varlığın.” (s.9)
     Şiirinin dili benzersiz bir özgünlük ve esrarlı bir soluk. Edebiyata dayanan derin bir birikimle dilde ustalığı her dizede ortaya çıkıyor:
     “Daralan odalarda bir kedi, bir çoğul kadın / unutulmuş o yasak kitap / kuruyuvermiş umulan deniz / soğuyan ten kanatıvermiş demiri / hiç iyileşmemiş bir papatyanın açtığı yara.” (s.10)
     Dildeki ustalığın yanında farklı bir şiir yaratıyor Veysel Çolak. Kurucusu olduğu “Yenibütün Şiir” anlayışıyla, şiirimizin geçmişini iyi bilen ve tüm deneyimleri tanıyan bir şiiri var. Bir şairin çok şey bilmesi gerektiğine inançla sarılan ve bilincini genel anlamda hep canlı ve güncel bilgiyle donatan; fikir üreten bir aydın.
     Şiirin gerektirdikleri açısından, geleneği bilen; uyaktan ve hazırcılıktan uzak, derinlikten yana, ses ve ritim ustalığını gösteren, estetik ve söz sanatlarında olağanüstücülüğü bilgiyle sergileyen 18 şiir kitabı yayınlamış.
     Şiirlerinde daha çok “sen” ve “o” özne oluyor. Okuyana yeni bir dünyayı düşündürüyor. Karadeniz’in havasını suyunu yaşamış olan çocukluğunun izleri, bıçaklı, hançerli ve silahlı dizelerinde görülürken; kuşlu, kedili, halklı, mavili, dirençli ve delikanlıca sözlerle de dünyaya bir haykırış örneği veriyor.  
      “Sonrası, hâlâ ışıl ışıl o hançer / belki anımsanır, belki ansızın giriverir hayata”(s.10)
      “kıyasıya unutana kalemin kurşun sesi” (s.36) 
     “Bulup çıkardım o gömdüğüm bıçağı / avcılardan sakladım, kuşlar uçurdum sana” (s.32)
    Özyaşamının izlerini buluyoruz birçok dizesinde.  Bunlardan, “ya hançer ye, ya da iyi insan ol” çağrışımı da çıkarabilirsiniz.
    Amacımız Aşk’ta bilindik aşk şiirlerine hiç benzemeyen bir kurgulama var. Aşk anlayışımızın  eleştirisine de girilmiş: “dağları kusursuz, uzakta Anadolu / nedense orada korkulur çıplak sevişmekten” diyerek toplumun aşka uzaklığını betimliyor. Toplumun yaşadığı dar dünyada bir sevgili, güçlüklerle boğuşan ama yine de sevgiliye ulaşmanın sıcak çabası, tutkusu, kitabın arka kapağında yer alan şu dizelerde somutlaşıyor: “Unutamam ki eşsiz alnını / o sürekli düğüm, belleğimdeki yara / kalmadı kandan başka mürekkep / atıldığı ateşi söndüren kitap…// En iyisi kalkıp ona gideyim / bu düş bana dikilen giysi / korkmuyorum / düşürsünler başımı kucağına”(s.15)
    “Şimdi karnını Anımsamak”(s.16) adlı şiirinde, aşka rağmen kadına yapılan zulümden söz ediyor. “bir ara sokakta ansızın yüzüne değen jilet /…/ hiç unutulmuyor o esmer çığlık”(s.16)

    Dizelerinde erotizmi de unutmuyor ve benzersiz bir estetik anlayışla betimliyor: “Sever kadınların dolgun gecelerini / çünkü onların ovaları var, denize açılan deltaları / coğrafyayı sevdirirler adama”(s.24).  Aynı dizelerin sonunda toplumun aşkı vahşi bir erotizmle ezdiği ortamda aşka sığınıyor ve “seviyorum” sözünü yüceltiyor. “Korkuyorum bunları düşündükçe / seni daha çok seviyorum / hiç değilse al bu kelimeyi saçına iliştir.”(s.25). Ayrıca, “İyi ki taşa toprağa inandım / iyi ki avuçlarıma yazdım bunu /…/ özledikçe seni, / tenime ateş, sana kuş biriktirdim // beni ovana indir, beni kışkırt / sana yakışsın bu yağmurun gelişi.”diyor.
     Amacımız Aşk’ın ilk bölümünde aşk yoğunluklu 19 şiir, ikinci bölümünde ise “kalmadı kandan başka mürekkep” girişiyle toplumcu gerçekçi yoğunluklu 13 şiir yer alıyor.
     Toplumcu şiirlerinde, alışılmış ve kanıksanmış slogan çağrışımlı betimlemelerden özenle kaçınan, çoklu izleği bırakmadan aşka da yer veren dizeleri ikinci bölümde görüyoruz: “Unutulmuş sevişerek başlatılan yürüyüş” (s.46). Yaşamın güçlüklerle dolu kıvrımlarını aşkla aşmanın kolaylığına ve gerekliliğine inandırıyor okuyucuyu.  “Kimse örtünemez artık annelerin anlattığı masalı”(s.47) derken, yaşamın masala benzemediğini de vurguluyor.
     Şu dizelerdeki vuruculuğa bakalım birlikte: “Al şu Filistin’i yüzünle değiştir / bu Irak’lığı Amerika’nın kalbine sok / tükür ağzına doldurulan ağıyı.”(73). “Soldurulmuş bir kız, güzelliğine öfkeli.”(74).
    Amacımız Aşk’da hayranlıkla okuyacağınız birçok dize var. Benzerine az rastlanır bir yapıda. Dili ise ustalıklı ve yepyeni.  Sözün her dizede sanata dönüştüğü bir kitap. Açık ve anlaşılır olması için tüm noktalama imleri özenle kullanılmış.  Okudukça ısınırsınız.
     Şiir işte.  Aradığımız…

AMACIMIZ AŞK (Veysel Çolak), Hayal Yayınları, 2010, 98 sayfa.

 

ÖRNEKLER

 

     SANATLA BESLENMEK

     Yaşamdaki her şeyin yansıtılması, yansıtılanın betimlenmesi, dillendirilmesi ve insanın gündemi-ne getirilmesidir sanat. Bu anlayışın sonucu olarak, elbette toplum içindir ve öyle olmalıdır. Sanatta estetik kaygı olmazsa, konu ne olursa olsun ortaya sanat koyamayız;  yapılan başka bir şey olur.
     “Sanatın Gerekliliği” yapıtında Ernst Fischer, “Sanat insanın dünyayı tanıyıp değiştirebilmesi için gereklidir.” diyor.  Sanat, kişinin evreni algılamasını, anlayıp değerlendirmesini sağlar;  hayata dostça, insanca yeni bir katkı ve en önemli iletişim/etkileşim dilidir.
     İnsan, gelişmeye ve kendini göstermeye yönelik potansiyeli içinde barındıran sosyal bir varlıktır. Sanat da çok boyutlu ve işlevli oluşuyla kişilik gelişiminin sağlıklı bir biçimde şekillenme-sine katkı sağlayan özelliktedir. Kendine özgü bilgiyi içinde barındırırken, izleyicilerine de bu bilginin ötesine geçme olanağı sunar. Bu da bireyin yaratma düşüncesine katkıdır.
     Sanat, insana hem kendisiyle hem de çevresindekilerle barışık yaşaması için olağanüstü algı ve fırsatlar sunar.  Bir yandan da ilkel duyguların, ehlileştirilmesine ve yüceltilmesine de olanak sağlar;  ilgilenen kişilerin algıları genişler, bilinç ve kavrama düzeyleri yükselir.
     Atatürk, "Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.”  diyor. Sanatın insan yetiştirilmesinde önemli bir etken olduğuna inanan Atatürk, “Sanatçı, toplumda uzun çabalardan sonra alnında ışığı ilk hisseden kişidir.” diyordu.
      İlgilenenleri doğruya ve iyiye yönlendiren sanat, daha çok kendini anlayana eğitsel yarar sağlar.  Anlamak ise küçük yaşlardan başlayarak sanatla ilgili olmayı gerektirir.
       Sanatla ilgilenmek, çevreyi zenginleştirmenin, kendine güveni sağlamanın, estetik beğeni sahibi olmanın, empati yeteneğine kavuşmanın, ruhsal dinginliği bulabilmenin, sağlıklı kişilikle yetişerek duyarlı olmanın, insanca davranma ve insanca yaşama için çabalama becerisi göstermenin ve sorunlara farklı boyutlardan bakabilmenin, akılcı çözüm ve öneriler üretmenin de en etkin yoludur.
 Şiir ve tüm sanatlar, düşlediğimiz dünyadır.
     Sanatla beslenen birey, sokağa atılan bir çöpü, yok edilen ormanı ve her türlü haksızlığı hemen fark eder. Her şeye rağmen ulaştığı aydınlık yaşamdan sapmaz, kendini satmaz.  Aklı bağımsızdır. 
         Ağır ağır ölürmüş sanatların yolculuğuna çıkmayanlar, şiir okumayanlar, müzik dinlemeyenler,  gönlünde incelik barındırmayanlar.  Oysa, yolu şiirden, müzikten, resimden geçenlerin, kuşları, kedileri, çiçekleri, tüm insanları ve dünyayı saf bir sevgiyle kucaklayarak her yerde barışı savundukları görülüyor.  İnsan, bulunduğu çevrenin bir ürünüdür bir bakıma.  Denilebilir ki şiiri çevre edinen de şiire benzeyecektir.

                                                                                                                    Şubat 2015

      

 

TOPLUMCU GERÇEKÇİ ŞİİR

       Duyularımızın estetik ve alışılmadık çağrışımlarla dışa vurumu olan şiirin, toplumcu gerçekçi türü üzerinde, nasıl bir şiir olduğu uzun yıllar tartışılagelmiştir.

       Sözünü ettiğimiz şiire toplumculuk penceresinin yasaları ile mi, yoksa şiirin penceresinin yasaları ile mi bakacağız?  Amacımız şiirse elbette şiirin penceresinden bakmalıyız.  Kendini var eden özgür sanatın, yok edilmeden toplumcu gerçekçi türü oluşturması gerekir. Partizanlığın emrine sunulacak bir sanat, kendi öz yaratıcılığını ve özgürlüğünü yitirir; sanat olmaktan çıkar.  Toplum sorunlarını yansıtan bir slogan olmaktan öteye gidemez.

       1934’te Sovyetler Birliğinde “sanatın gücünden yararlanma” anlayışı ile yönlendirilen sanatçılar, yaratma özgürlüklerine yapılan bu baskıdan zarar görmüş, salt içeriği ile önemsenen bu anlayış sanatı denetim altına alarak cılızlaştırmıştır. Oysa sanatın kendi yasalarınca gelişimi ve özgürce yönlenişi, kendi varlığı için önemlidir. Öznesi belirlenip sanatçıya yol gösterilmemesi gerekir.  Sanatçı, olup biteni kendi algısı ve özgün imajları ile yansıttığı ölçüde sanat üretir.  Makale yazarı ise mantıksal kanıtlarla ifade eder.

       Toplumcu düşünür Engels, sanatçının yapıtında doğrudan taraf tutmasını eleştirmiş; Marks da sanatın dilinin din, felsefe, bilim, hukuk vb. gibi alanların dilinden (sanatın gereği) farklı ve estetik olduğunu açıklamıştır.  Şiirin içeriği ile, nasıl ifade edildiği (biçim) arasındaki ilişki, düz gerçekçilik ile sanat ilişkisini de açıklar.  Sanatsal yaratıcılık güzelliğin ve tek olmanın kurallarına yaslanır.  Salt gerçekçilik ise ağırlıkla içeriğe dayanır.  Sanat, doğada olmayanın; düz gerçekçilik ise olanın yansıtılmasıdır aynı zamanda.

    Şiirde, söylenenden daha önemli olan “söyleme biçimidir”.  İnsan sorunlarına değinilerek öne çıkarılan içeriğe sanat feda edilemez elbette.  Yani iyi şiir ne anlatıldığı ile değil, nasıl anlatıldığı ile değerlendirilir.

     Toplumcu gerçekçi şiir yaşam koşullarına uygun olarak gelişim göstermiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında bağımsızlık, savaş ve barış, yoksulluk konuları işlenirken; ileriki yıllarda çalışanların sorunları, işçilere bilinç götürme, gericilikle mücadele ve sömürgeciliğe  (emperyalizme) direnişin toplumsal temalarını içerdiği görülmektedir

       Sanat yapıtındaki anlamla, düzyazıdaki anlamın aynı görülmesi yaygın bir yanılgıdır.

      Şiir gerçeği dönüştürebilir ve düzyazının anlamından da yansıtıcılığından da ayrılır. Sanatçı salt bir yansıtmacı değildir.  

      Toplumcu gerçekçi şiirin sanıldığı kadar (işçi şiirleri yazarak) kolay olmadığı bir gerçektir.

     Toplum sorunlarını, toplumdan yana ve kendi özgür yaratıcılığı/yenilikçiliği ile ortaya koyan şiirler ülkemizde Nazım HİKMET ile başladı diyebiliriz.  Nazım HİKMET, şiirini sürekli yenileyip geliştirerek sanatta yaratıcılığa önem verdi.  Eski kalıpları kıran, biçim / biçemde estetik yenileşmeyi getiren ve bürokrasiye ters toplumcu şiirini kurdu.

      Yeryüzünde hiçbir yönetim sanatın yasalarını oluşturamaz ve onu yargılayamaz.

      Sanatçının özgür bakışı ile toplumcu anlayışın geleceğe bakışı bir noktada buluştuğunda “toplumcu gerçekçi şiire” ulaşmak olasıdır.  Yaşamın somutluğu, sanatın soyut dili ile zıtlaşırken bu şiirin çok ince bir estetik çizgide yer tuttuğu anlaşılıyor.

 

 

ÜSTÜNÜ İSTERİM
                 Cemal Süreya için
Yeryüzü kalıyor, ben gidiyorum.
yaşamış sayılıyorum!
yaka paça götürülüş...
Tanrım
ne olacak yarım kalan şiirim?
karşılaşırsak eğer
geçen güzel ömrümün
üstünü isterim.
              2 Haz.2015, Çeşme

 


***********************************


ÖPEBİLİR MİYİM 

Güneşle mi ısınıyor sanki yüzümüz
ateşin kaynağı yürekten
elmalar okşanıp parlatılmışsa
coşkuyla gülümserse hele bir de
kendimi tutamaz da düşersem omzuna
öpebilir miyim?

Bak işte sensiz zamanı buruşturup attım
kolların üstüme üstüme
içime içime ılık rüzgarın
anaları yavrularıyla buluşturdum
savuşturdum dikenini bütün güllerin
öpebilir miyim?

Şu güzel sarhoş akşam bize göredir
gözlerin ılık bir yel ve dostça
geceyi kollarımızla buluşturur
heyecan küt küt vurur zaman susunca
iki kelebeğiz yüz yüze kalan
öpebilir miyim?

                          7 Kasım 2016

                                                              Mehmet BÜYÜKÇELİK, 31.7.2012