KÖR KUYULARDA SU KESEN ŞİİR

     HİDAYET KARAKUŞ’UN YENİ ŞİİR           KİTABI ‘ÇAKILTAŞI’ ÜZERİNE
     Çağdaş yazınımızda roman, öykü önemli türlerdir ama ana damar, kuşkusuz şiirdir. Ozanlarımızın tümü bu ana damardan beslense de; ne acıdır ki pek az ozanın bu damarın gelişip güçlenmesi için gayret gösterdikleri de bilinen bir gerçektir. Hep yakınır dururuz. Güzel dizeler çok, güzel şiir pek az, diye. Gülten Akın’ın “Hayattan giderek uzaklaştı şiirimiz” saptamasında olduğu gibi yaşamdan kopmuş sözler, yıllardır yinelenen söz öbekleri, alışılmış sesler, sıradanlık yaratır. Sıradan sözler de şiir için yüktür. Gerçek ozan, söz yükünü şiir diline yansıtmaz. Hiç söylenmemişi yeni bir söz dizimiyle ve çağrışımı yüksek imge zenginliğiyle şiir diline yansıtır.

     Sözcüklerin anlam genişliği, ses zenginliği ozana sınırsız olanaklar sağlar. Nitelikli okuru derinden etkileyebilmek, ozanın dil bilinciyle, dile egemenliğiyle yakından ilgilidir. Ana dilini iyi bilmek ve dilin olanaklarını iyi kullanmak, usta ozanın olmazsa olmazıdır. Bu yetkinliğe ulaşanların gerçek başarısı kendi sesini bulabilmesi, daha doğru bir söyleyişle şiirinde kendi sesini oluşturabilmesidir. Bu yolla özgünlüğe ulaşır ozan. Özgün şiirler, şiir sanatına derinlik katar. Usta diye nitelediğimiz ozanlar bilineni, söylenmişi yinelemedikleri için de şiir evrenine genç ozanların gelişimlerine katkıda bulunacak yeni olanaklar sunarlar. Doruklardan düze inen yağmur suları gibi çoğalarak bereketli topraklara yeni canlar, yeni renkler kazandırırlar.

     ELİM ELİNDE KALACAK
         Çakıltaşı* Hidayet Karakuş’un son şiir kitabı. Günlerdir elimde. Her şiirden sonra boğazımda bir düğüm. Yeni sorgulamalar, girişte özetlediğim geniş düşünceler, farklı yorumlar ve iç hesaplaşmalar.
“Toplumsal sorumluluk, şiirin dışındadır” görüşünü çürüten bir kitap Çakıltaşı. Sanatından, şiir dilinden ödün vermeden de bir ozanın toplumcu şiir yazabileceğinin yetkin bir örneği. Son yıllarda çıkan şiir kitaplarının belki de en çarpıcı olanı.
Kitap altı bölümden oluşuyor: Dizeler Geçiyor, Çocuk Coğrafyası, Savaş Boylamı, Küçük Solgun Işık, Özel Coğrafya Dersleri, Şiir Gözeleri.
Kişisel acı ve sevinçlerinden arınmış, sanatını insanlığa, insan onuruna adamış bir ozanın çığlığı bu şiirler. Ölü kuşlar gibi düşmektedir dizeler. Filistin’de çelik alaylara sapan taşlarıyla dur diyen çocukların yası içindedir ozanın yüreği. Gözlerine mil çekilmiş tank paletlerinin altında eziliriz bir bir. Sağırlığın cinnetindedir toplum, “gözlerinde yurtlarının ince kederi”
Olasılıklar tarihin boşluğuna düşürür ozanı. Belleği akımsal güçle beslenir, benliğinden uzaklaşır, kıpırdanıp dururken bedeni safir duygularla dolar. İlkçağı yaşamamış bir kabile bulmayı umar, tarih sayfalarından çıkmaktır umudu. Alnına kendini bulan adam, yazılsın ister. İyi ama kim yazacaktır bunu. Tarih utanç doludur.
Kitaba adını veren Çakıltaşı, ozanın vatan sevgisinin, ülkesine duyduğu büyük aşkının simgesidir. Vuruşa vuruşa inceldin, dediği çakıltaşına pençeler uzanmaktadır. “korkma bırakma kendini/ elim elinde kalacak/ koparsalar da kolumu/ sen çakıltaşım/ kimsesiz çocuğum yurdum/ ben varım ben” der sevgi dolu içtenliğin ezgisi ve özgüveniyle.
     Canavarların bile masum kaldığı dünyada Mardinli çocuğun acısını yaşar, Fulluceli çocuğa seslenir, yaşanan savrulmaları öyküleyerek evrensele uzanır. “sen çalış/ günlük tut tarih düşür/ sokaklarında dicle gelin/ fırat şehit/ paçalarına sıçrayanın/ damarlarında akıp giden/ yemyeşil bir yaşam/ olduğunu geçir defterine” diye seslenir. Çocuk Düşünceleri şiiriyle çocuk düşlerine uzanır. Savaşların insansızlıktan ölmesini ister. Bir akşamüstü parkta oturur, konuşur dostuyla. Küçük bir kızın gözüyle bakarlar dünyaya. Yağmurlar çocuk, yağmurlar şiirdir artık. Şiirler hüzün, bütün şiirler bizimdir.

     GÜN KANARKEN BOMBA NEREYE DÜŞER
     Hüzün şiirlerinin doruk noktası ise Çuval’dır. Irak’ın Süleymaniye kentinde Türk askerinin başına geçirilen çuvalı kişileştiren ozan, Türk yazınına başkaldırı şiirinin en etkileyici örneklerinden birini armağan etmiş, toplumsal belleğimizden hiçbir zaman silinmeyecek bu olayı ulusal kimliğimizin bilinciyle şiirleştirmiştir. Son bölüm uyanışın ortak dilidir: “ artık içim boş değil/ liflerim anlar niyetimi/ dönüp bakmam saldırganın yüzüne/ parçalasalar da etimi kemiğimi/ seninle yürüyeceğim/ bu kez canavarın başına/ ben geçireceğim kendimi”
Kandahar’da güneş, “uzak bir komşu gibi eğilip pencereden/ yakılmış evlerin içine utanarak sokulur”. Gün kanarken ekmeğe bomba düşer. Otlar gibi, ardıçlar gibi kimsesizdir çocuk. Bir okyanus olmak, füze taşıyan gemileri üstünden atmak, yeryüzünü güllerle donatmak ister.
     Şair kardeşim dediği Filistinli Hannan Avvad’a seslenir ozan. Sesindeki sevinçlerle doğan sözcüklerin tertemiz aktığı şiirler söylemek, barıştan yapılmış gerçek armağanlar sunmak ister ona. Oysa akbabaya kesmiştir dünya, eskimiştir imgeler. Kanar yüreği, için için erir.
     Kitabın son bölümünde sanatını etkilemiş büyük ozanlara kısa şiirlerle saygısını sunar Karakuş. “güneş vardır tarlalarında” diyen Cahit Külebi’ye “isterim ki kardeş olsun şiirim/ anadolunun sesiyle” diye seslenir. Arthur Rimbaud hayranlığını “hâlâ şaşarım nasıl taşır bir gemi/ harflere vura vura şiirle köleleri” dizeleriyle dile getirir. “memleketimi varna’dan selamlayan memleketlim/ sana bir gömlek yollayacağım/ türkçenin sesiyle dokunmuş şile bezi kadar serin” sözleriyle el salladığı Nazım Hikmet ise vazgeçilmezidir. Şiir Gözeleri’nin diğer ozanları ise Attilâ İlhan, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Karacaoğlan, Edip Cansever ve Cahit Sıtkı Tarancı’dır. Şiirler şu dizelerle biter: “ – saçların bembeyaz olmuş şair/ - “acı kullanıyorum” da ondan”
Kimi eleştirmenler, “Kimsesizlik, Karakuş’un şiirinin kapsayıcı, giderek belirleyici özelliği” görüşündeler. Ben öteden beri farklı düşünürüm. Hidayet Karakuş şiiri, kucaklayıcı, insancıl, çağcıl bir şiir. Onursuzluğu dışlayan “sevilesi” insanın sesi, şiiri.
Şiir sanatına anlam katan bu şiirler hep okunacak, eskimeyecek ve gündemde kalacak. Son söz de Çakıltaşı’ndan olsun: “ekmeğimde tüten barışçıl kuş sevgilimdi/ ömrümde hep seher yeli gibi temiz esti/ felaketini bir sicimle yüreğine sarıp/ susuz bir çobandı kör kuyularda su kesti”

BAHRİ KARADUMAN
bahrikaraduman@hotmail.com

*ÇAKILTAŞI/ Hidayet Karakuş/ Kaynak Yayınları/ 140 s.
(AYDINLIK KİTAP 19 TEMMUZ 2013 CUMA)

free web counter script                 Paylas